Havadis16.com - 23 Ekim 2017, Pazartesi

6 Mart 2017
için yorumlar kapalı

Son olarak Almanya’da iki bakanımızın konuşturulmama kararının ardından Hollanda’da da  referanduma dair evet propagandasının yasaklanması ve hemen arkasından ABD’de yayınlanan Türkiye’ye ilişkin insan hakları ve demokrasi raporu  “işgalcilerin”bardağı taşıran son damlaları oldu.

İşgalcilerin diyorum, çünkü 15 Temmuz her ne kadar demokrasiye darbe teşebbüsü olarak nitelendirilse de, o günden itibaren benim de katıldım yaygın görüş” bu bir darbe değil, bu bir işgal girişimi” olduğudur.

FETÖ ve kendini ulusalcı olarak nitelendiren AK Parti ve Erdoğan nefretinden gözü dönmüş bir grup Ulusalcı subayın önderliğinde gerçekleştirilen, işgal girişiminin dış destekli olduğuna dair  söylentiler ile gayri resmi bilgiler, ülkeyi yönetenlerin “diplomatik ilişkileri”ni bilemem ama biz halkın gözünde artık tam anlamıyla netlik kazanmış durumda.

ABD, Almanya merkezli Batı Avrupa’nın daha doğrusu NATO’nun ki, NATO’da görevli FETÖ işbirlikçisi Türk subaylarının teslim edilmeyişi, Yunanistan’a kaçan darbeci subayların  iade edilmeme kararı  başta olmak üzere kimi zaman topyekün kimi zaman teker teker yapılan baskılarla darbe arkasındaki  ülkeler de kör gözün parmağına dercesine belli.

Belli olmasa, Türkiye’den bu ülkelere ne?

Bu ülkeler hangi hakla bizim iç işlerimize müdahale ediyorlar?

Neticede 16 Nisan’da yapılacak olan referandum bizim iç meselemiz. İç siyasetimiz. Bizi ilgilendirir.

Onları değil.

Demokratik gelişmemiz de bizi ilgilendirir. Onları değil.

Sadece iç meselemiz mi, Gezi olaylarında gördük.

“Türkiye’de 3. havalimanı yapılmasın, 3, köprü yapılmasın” diyenlerin arkasından Almanya çıktı.

Biz Almanya’nın siyasi meselelerine, Merkel’in  partisinde güçlü olup olmamasına, seçim kazanıp kazanmamasına, oradaki halk oylamasına ya da Almanya’da yapılacak bir havaalanına, köprüye, yola karışıyor muyuz?

Elbette hayır.

Hatta karışma hakkımız olduğu halde.

Her ne kadar Dış İşleri Bakanlığı’nın sitesinde;

Yurtdışında yaşayan 5,5 milyonu aşkın Türk toplumunun yaklaşık 4,6 milyonu Batı Avrupa ülkelerinde, geri kalanı ise Kuzey Amerika, Asya, Orta Doğu ve Avustralya’da yerleşmiştir. Bu sayı, Türkiye’ye kesin dönüş yapmış olan 3 milyon kişiyle birlikte düşünüldüğünde 8,5 milyonluk bir grubu ilgilendiren geniş kapsamlı bir göç olgusunun varlığı ortaya çıkmaktadır. “

Denmekle beraber genel kanı dünya ülkelerinde 8 milyona yakın Türk vatandaşının bulunduğu, 5 milyon’un Avrupa’da 3 milyonun da Almanya’da yaşadığı yönündedir.

Bu kadar büyük bir rakam olduğuna göre bizim vatandaşlarımızdan dolayı Almanya’da daha fazla söz hakkımız var demektir. Bakalım Alman hükümeti bizim Türk vatandaşlarımıza  insani yaşam hakkı tanıyor mu? Tanımıyor mu? Onlara ne gibi hizmetler sunuyor? Ya da genlerindeki ırkçılık politikasını hala sürdürüyor mu? Geçtiğimiz yıllarda Türklere karşı uygulanan ev ve iş yerlerini kundaklama, araçlarını yakma eylemlerine bakılırsa bu genlerinden taviz vermiş değiller.

O halde Almanya önce kendine bakacak. Bize değil…

Amerika ‘da öyle. Başkan Trump’a karşı eylemlere biz  destek veriyor muyuz? Hayır. “Onların iç meseleleri” diyoruz. “Seçimle iktidara gelen bir başkan ve yönetimi var, Amerikan halkının seçimine saygı gösterilmeli” diyoruz.

Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa Birliği ile ABD’nin ülkemiz üzerindeki hain planlarını öteden beri biliyoruz, benim üzerinde durmak istediğim bu konunun dışında bu ülkelerde yaşayan Türklerin  böyle durumlarda ne yaptığı?

15 Temmuz’dan sonra bu soruyu daha sıklıkla sormaya başladım. Çünkü, Avrupa’daki Türklerin lokal bazdaki birkaç eylemi saymazsak sesleri gür çıkmıyor

Avrupa’da yaşayan Türkler ne yazık ki süreçte ülkelerine tam anlamıyla sahip çıkmada iyi bir sınav veremediler. Bunun nedenini de bu kadar yoğun nüfusa sahip olmalarına rağmen öncelikle  “etnik bir baskı unsuru oluşturacak” pozisyona gelememelerine bağlıyorum.

Dünyada azınlıkta bulunan Ermenilere ve Yahudilere bir bakın.

Sadece Almanya’da 3 milyon Türk’e karşılık 120 bin civarında Yahudi yaşıyor. ABD’de  500 bin civarında Ermeni var. Bu ülkede 250 bin, yani yarısı kadar Türk’ün yaşadığı biliniyor.

Belçika’da 131 bin Türk’e karşılık 30 bin Yahudi var.

Her halukarda Türklerin sayısı ezici çoğunlukta olmasına rağmen bu ülkelerde Ermeni ve Yahudi lobisi o kadar etkili ki, bırakın yerel ve genel Meclislerde temsil edilmeyi, onların istemediği hiçbir karar çıkmıyor. Hatta mahkemelerden bile…

Bir de bizimkilere bir bakın. AB Parlamentosunda bulunan Türk kökenli vekiller bile ülkemiz aleyhine kararlarda el kaldırabiliyor.

Yazık ki yazık…

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.