Havadis16.com - 16 Ocak 2019, Çarşamba

Misafirlerimizin hiç mi suçu yok!

10 Ocak 2019
60 kez okundu

Şu bir gerçek, ne zamanki Türkiye Çin’le yakınlaşmaya başlasın, hemen görsel ve sosyal medyada Çin’in Sincan Bölgesi’nde yaşayan Uygur Türklerine yönelik baskı ve işkence görüntülerini içeren haberler peş peşe dönmeye başlıyor. Çin’in mesleki eğitim kampları olarak nitelendirdiği toplama kampları olarak iddia edilen yerlerden, köle gibi çalıştırılan işçilerin görüntüleri yayınlanıyor.

 Ve yine Türkiye ne zaman sınır ötesi operasyona kalkışsa bu sefer de ülkemizdeki Suriyeli sığınmacıların bir eylemi gündeme geliyor ve zaten içten içe var olan toplumsal tepki kaşınmaya çalışılıyor.  Son olarak Taksim’de yılbaşı gecesi bir grup Suriyeli’nin halay çekip açtığı ÖSÖ bayraklı   sözümona kutlama eylemi bu anlamda hedefi tam 12’den vurdu.

Neresinden bakarsanız bakın, neresinden tutarsanız tutun asla öyle masumane, kendiliğinden ortaya çıkmış, Suriye’den ABD’nin çekilişini kutlamaya yönelik bir eylem değildi. Bana göre tam anlamıyla hoşgörü ve misafirperverlik sınırlarımızı zorlamaya yönelik bir kurgu idi.

Yok hastanelerde sıra beklemeden muayene oluyorlar, yok ücret ödemiyorlar, yok üniversiteye giden çocuklarına burs veriliyor, yok sınavsız okullara alınıyorlar, yok dükkan açıp vergi ödemiyorlar, yok benim yerime ucuz işçi olarak çalıştırılıyor, yok TOKİ’den ev veriliyor, yok maaş bağlanıyor ve son olarak da her birine vatandaşlık hakkı veriliyor, yok kendi mahallelerini kuruyorlar gibi…

******                              ******                        ******

Ayyuka çıkan ve iki halk arasında ayrışmaya yol açan ardı arkası kesilmeyen bu eleştirilere ve fazlasına bir gazeteci ve iktidar partisi içinde de aktif siyaset yapmış biri olarak ben de muhatap oluyor, hatta hükümetin Suriye politikasını ileride ülke için büyük tehdit görenlerin tepkilerine de çoğu zaman maruz kalıyorum.

Dilim döndüğü kadar anlatmaya çalışıyorum, bu iddialar yalan diyorum, TOKİ’den parasız ev alanı gösterin diyorum, sınavsız imtihana girenleri getirin diyorum, ama nafile. Çünkü duyduklarından ziyade gördükleri manzaralar ve yaşadıkları olaylar var.

Kirli ve gizli ellerin böylesine içeriden ve dışarıdan sıkıntı yaşadığımız dönemde devreye girip kaşımalarını ve toplumsal olaylar çıkarıp sokağın ateşini alevleme gerçeğinin varlığını bir kenara bırakacak olursak, “Suriyeli misafirlerimizin tepkilerin ortaya çıkmasında hiç mi suçları yok?”sorusunu da kimse kusura bakmasın sorma hakkımız da var.

En basiti, yaşam tarzlarını aynen burada fütursuzca gerek özel, gerekse sosyal anlamda devam ettirmeleri kör gözün parmağına dercesine toplumumuzu içten sarsıp rahatsız ediyor. Geçen gün Çarşamba semtine yolum düştü. İnanın abartısız söylüyorum “burası neresi?” diyorsunuz. Tek bir Türkçe tabela yok. Hani tabelalar indiriliyordu, yasaktı. Sokakta bulunanlardan tek bir Türkçe kelime duymamanız da ayrı bir acı. Lokantalarında kendi yemekleri var, butiklerinde kendi yöresel kıyafetleri.

*******                      *******                                 ******

Kesinlikle ırkçı bir yaklaşımda değilim ve de en hassas dönemde ısıtıp ısıtıp yeniden gündeme getirme gibi bir niyetim de yok. Neticede savaştan kaçıp ülkemize sığınan mağdurlar. Misafirlerimiz. Ama biraz da kendileri, otokontrol sistemini birlikte huzurlu bir yaşam için devreye sokmaları gerekiyor. Eğer ki kendilerine en zor dönemde evlerini açan bu insanların yani Türk halkının yaşayış tarzlarına, toplumsal kurallara, değerlere hassasiyetle yaklaşsalardı, bu tarz tepkiler de asgari ölçüde kalırdı.

Üç gün önce İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamayı izledim. Habertürk’teki sabah programında, toplumdaki tüm bu eleştiri ve iddiaların asılsız ve külliyen yalan olduğunu söyledi.

Ülkemizde 3 milyon 483 bin Suriyeli sığınmacının yaşadığını, hepsinin de parmak izleri alınıp, kayıt altında bulunduklarını, 65 bin kişiye çalışma izni verildiğini, dükkân açan esnaf olarak da tüm prosedürlerin uygulandığını ve toplamda da bugüne kadar 76 bin 443 Suriyeliye vatandaşlık hakkı verildiğini söyledi.

Suriye’de güvenliğin oluşmasıyla beraber yüzde 80’inin ülkelerine geri döneceğini belirtmesi de içimi rahatlattı. Bu tür resmi açıklamaların sık sık yapılması gerekiyor ki kaynağı karanlık olan asılsız iddiaların önüne geçilebilsin…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz