Havadis16.com - 21 Kasım 2017, Salı

Özgen Kesgin Havadis16′ya konuştu: “Nilüfer’de belediye başkanlığı yapmak hidrolik direksiyonlu araba kullanmaktır. Ben direksiyona sarılarak tır kullanıyorum!”

13 Kasım 2013
Özgen Kesgin Havadis16′ya konuştu: “Nilüfer’de belediye başkanlığı yapmak hidrolik direksiyonlu araba kullanmaktır. Ben direksiyona sarılarak tır kullanıyorum!” için yorumlar kapalı
Özgen Kesgin Havadis16′ya konuştu:  “Nilüfer’de belediye başkanlığı yapmak hidrolik direksiyonlu araba kullanmaktır. Ben direksiyona sarılarak tır kullanıyorum!”

“Nilüfer’de belediye başkanlığı yapmak hidrolik direksiyonlu araba kullanmaktır. Ben direksiyona sarılarak tır kullanıyorum!”

Keskin’e, “kızlı erkekli” tartışmasını sorduk. Yanıt da, yorumda tahmin ettiğimiz gibiydi.

 ***

* Röportajı böyle kızlı erkekli yapacak oluşumuz sizi rahatsız eder mi?

Hayır, estağfurullah. Ne münasebet!

* Bilmem ki, sorayım ben yine de, ne olur ne olmaz.

Öncelikle hoş geldiniz. Hani Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir şiiri var bilir misiniz? Uzaktan gelmişim yorgunum hancı, şuraya bir döşek ser yavaş yavaş. Sana her şeyimi anlatacağım, otur başucuma sor yavaş yavaş.

* Yavaş yavaş sor diyorsunuz, aldık efendim mesajı, yavaş soralım.

Direk gündemin tam orta yerinden girdiniz konuya. Biz gayet tabi Türk toplumu olarak elbette ki hiç birimiz, kızımızı ya da oğlumuzu… İki gencin bir evde kalmasının çok uygun olduğunu düşünmüyorum. Benim kanaatimi soruyorsanız böyle.

* Bu kişisel bir tercih. Devletin buna müdahale etmeye hakkı var mı?

Aileler bu konuda rahatsız oluyorsa elbette devlet üzerine düşeni yapar. Kabahatler Kanunu çerçevesinde, ahlaki kurallar çerçevesinde böyle bir sıkıntı varsa, tenzih ederiz kimsenin olduğunu iddia etmiyoruz. Böyle bir sıkıntı varsa, bunlar da hukuk çerçevesinde ele alınması gereken konulardır.

* Destekliyorsunuz yani?

Evet destekliyoruz. Siz desteklemez misiniz? Karşı soru sorayım, kızlarınız gittiler üniversiteye, hadi iki oğlan, iki kız bir evde kalsınlar.

* İstemem. Ama bu benim sorunum, devlet karışamaz.

Çok güzel, aynı noktaya geldik

* Aynı noktaya gelmedik. Benim evladıma karışmak devletin, valinin işi olamaz diyorum ben.

Şöyle düşünelim, izin vermem dediniz değil mi?

* Ceberut bir tarzda müdahale etmem, tavrımı belli ederim. Çocuklarıma güvenir ve inanırım ben. Onlar neyin doğru olduğunu bilir.

İki kız arkadaş bir evde kalacakken, olur da bir kız, bir oğlan ev tutmaya kalkarsa, kızım dur dersin ona.

* Ona bakarsanız ben başlarında gitmeyi bile düşünüyorum, ama arkadaşlarından değil, hayatın kötülüklerinden korumak için. 

Oraya kadar bir samimi çizgi var, ondan sonra biraz siyasi çizgiye geçti.

* Daha neler?

Ben rahatım, siz de rahat olun Özlem Hanım.

* Allah sizi inandırsın ben de çok rahatım.

Şimdi hiç kimse çocuklarının bu konuda boş olmasını istemez. Genç çocuklar bunlar, duyguları, hisleri kafalarından bir karış yukarıdadır bunların. Gayet tabi hepimiz o çağlardan geldik geçtik. O nedenle bu konuda ahlaki ölçüler var. Beş kız arkadaş ev tutarlar. Birlikte kantinde otururlar, sohbet ederler söyleşirler. Ben şahsi fikrimi söylüyorum. Aynı kanaatteyiz ikimizde. Siz de öyle söylüyorsunuz. Bu etraftaki komşuları rahatsız edecek düzeydeyse, aileden bir şikayet varsa da hukuk çerçevesinde bunlara da gereken yapılır.

* İki dönemdir görevdesiniz ve kendinizi başarılı buluyorsunuz. Hal böyleyken, kendi partinizden isimlerin, Yıldırım Belediye Başkanlığı’na aday adayı olması karşısında ne hissediyorsunuz? İnsan bozuluyor mu biraz?

Hayır, şunu söyleyeyim, bu demokratik bir bayrak yarışıdır. Olgunlukla karşılıyorum, çok doğal karşılıyorum. Kendimi başarılı bulduğumu kinayeli sordunuz, ben de öyle yanıt vereyim. Çok rahat konuşuyorum.

* Ne kinayesi? Vallahi yok.

Bir insanın kendisini başarısız bulması, kendini inkar etmesidir, bu bir. İkincisi, başarının ölçütü nedir? Sandıktır,  anketlerdir. Bugün anketler kolay kolay yanılmıyor.

* Anketler ne diyor?

Şu an anketlerde % 55’lerin üzerinde çıkıyorum. O nedenle de benim ölçütüm bu. Bunun altın terazisi yok biliyorsunuz. Neye göre başarılısınız, neye göre başarısızsınız? Bana sorarsanız, Yıldırım bir mega köydü. Kaymakamlığı, hükümet binası başka bir ilçedeydi, sınıf mevcutları 80’lerdeyken, bırakın kültür merkezini, bir sinema bile yokken, bugün beş tane kültür merkezinin olduğu, karşımızda hükümet binasının olduğu bir ilçe. Tapu daireleri, afet merkezi, ilim merkezi, iki üniversite var. Bursa’nın üç üniversitesinden ikisi Yıldırım’da şu anda. Bu kolay olmuyor. Siz belediye olarak arsaları hazırlamazsanız. Kılıcı kuşatmazsanız at binemezsiniz. At binenin, kılıç kuşananın. Bütün ilçeler yarıştı, bu üniversiteleri almak için.

* Kinayeli sormamıştım ama bir daha soracağım. Ne güzel anlatıyorsunuz şunları şunları yaptık diye. Demek ki kendinizi başarılı buluyorsunuz.

Hissi olarak benim kendimi anlatmam doğal değil. Tevazu ayrı, yaptıklarımızı söylemek ayrı. Bugün Yıldırım’da Bursa’nın en büyük sosyal donatılarını, cazibe merkezini, Akçağlayan bahçeli evlerini böyle ilçe belediyesi boyutları ile yapmak kolay değil. Bunlar mega projelerimizdi. O halde diyorum ki, hem bunlar, Yıldırım’ın değişen çehresi, hem en büyük kentsel dönüşümün Başbakan’ın gelerek bizden başlatması başarının ölçütleri. Aynı zamanda bunları bir kenara bırakalım, siyasetteki ölçüt, terazi, tartı, uzunluk birimi, ağırlık birimi ne derseniz deyin, sandıklar ve anketlerdir. Bunlarda da biliyorsunuz, 2009 seçiminde oyunu arttıran tek belediye başkanıyım. O halde ben bunu başarı olarak addediyorum. Tarafsız, üst düzeyde yaptırılan anketlerde yine en üst düzeyde oy var. Rakiplerimin oyları, tümünün toplamı, benimkinin yarısı kadar değil anketlerde. Ama bakın samimiyetle söylüyorum, dün il başkanlığının yapmış olduğu toplantıda bir iki aday konuştu. Birisi de bendim. İki şey söyledim. Bu demokratik bir bayrak yarışıdır, gayet doğal karşılıyorum, herkese başarılar diliyorum. Etik çevrede yarışalım. İki, çevreci olalım.

* Şimdi açık ve rahat konuşuyoruz ya…  Ben olsam, kendi partimden bir dünya rakip çıkmasına bozulurdum.

Yok, bozulmam. Vallahi bozulmadım. Yıldırım’da güzel hizmetler yapıldıysa, Yıldırım’da oy trendi her seçimde arttıysa, ben bu partinin emek veren insanıyım. Beğendiğim için ve kararlı olduğum için bu partiye emek veriyorum. Şimdi benim ilçemde yapılan yedi seçimde Yıldırım’da oy düşmedi. Yıldırım’da çıta yükselirken, böylesi bir eğilim varken, başarılı hizmetler yapılmış ki halk bunu takdir ediyor. Aday çıkması bundandır.

* Çok içten bir yanıt oldu teşekkür ediyorum. Cüneyt Karlık’ın adaylığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Adaylarla ilgili bir şey sorma. Ayıp olur.

* Israr etsem?

Şöyle bir arkadaşımız: Her seçimin adayıdır. Hiçbir seçim geçmez. Burada da geldi aday oldu. Başarılar dilerim.

* Bir de Ayhan Özbek var. O da enteresan bir rakip.

Aşağı yukarı aynı. Ben şimdi hiçbir aday arkadaşımı karalamıyorum. Hepsine başarılar diliyorum, benim partimden aday bunlar. Büyük bir medeni cesaret göstermişlerdir. Güzel bir yüreklilik göstermişlerdir. Bizimle yarışa girmişlerdir. Tebrik ediyorum. Yalnız bir genelleme yapmak istiyorum. Türkiye’de adaylık yarışında üç kategori var. Bir, başkanlık olmazsa, meclis üyeliği olur mu? Diye düşünenler. İki, acaba bir başka makam bana lütfedilir mi? Diyenler. Üç, hakikaten ya ben yarışsam olamaz mı? Diyerek aday olanlar. Bu nedenle genellemede adayları üçe ayırıyorum.

* Sizin iktidarınızda o kadar güzel makamlar var ki, başkan olmazsa mutlaka başka bir şey oluyor.

Efendim, siyasetten gelenler bakarsın başkan yardımcılığı, vekilliği, eski komisyon başkanlıkları olabilir. Bunlar demokrasinin gereği olan makamlardır. Bunlar olacaktır.

* Adayları da böyle ayırmış oldunuz.

Hepsine başarılar diliyorum. Etik çerçevede yarışsınlar diyorum. Çevreci olalım diyorum. Şunun da altını çizelim lütfen. Etik, sadece arkadaşlar, adaylar açısından değil, medya olarak sizlere de görev düşüyor. Hem etik olayını, hem çevreci olmalarını sizler de vurgulayın.

* Etik konusunda o kadar müsterihiz ki…

Herkes böyle değil. Bir takım medyalar bazı adayların yandaşı olabiliyor!

* AKP’ye toptan muhalif olduğum için parti içindeki bir ismin yanında ya da yandaşı olmam eşyanın tabiatına aykırı.

(Bu esnada, karşımızda oturan Cennet Cankılıç ile Basın Danışmanı Nurdan Göz ve Erdoğan Paçin’e hitaben anlatıyor.)  Hiç unutmam, bir gün Özlem Hanım burada oturuyordu. Belediyecilik hizmetlerini anlattığımda, “bizim sosyal demokratlar da bunları yapabilseydi”  demişti.

* Demiş miydim gerçekten?

Tabi dediniz.

* Dilim kopsaymış.

Ben insanların aynı şekilde düşünmek zorunda bırakılmasından yana değilim. Sen sosyal demokrat görüşündesin, ben bugün AK Parti görüşünde bir nsanım. Gayet doğal bir şey. Gayet doğal karşılıyorum. Herkes aynı şekilde robot gibi aynı şeyi düşünemez. Ama seni de Ak Parti’li yapmak için çabalarım.

* Nafile çaba. Cennet de çok uğraştı başaramadı. (Tam o anda Cennet dalıyor söze. “Çok denedim çooook.  Olmuyor. Özlem umutsuz vaka!”)

* Yıldırım değişik ve zor bir bölge. Bursa’nın Doğu’dan en çok göç alan ilçesi. Entegrasyon, istihdam, eğitim ve sağlık sorununun en çok yaşandığı bölge. Burada başkanlık yapmanın zorluklarını yaşadınız mı?

Gerçekten haklısınız. Yıldırım 81 vilayetten insan yaşayan bir yer ve nüfus itibari ile Türkiye’nin bazı büyük şehirlerinden bile büyüktür. Mesela Eskişehir’den büyük bir ilçedir. Nüfusu 700 bini aşmış durumda, Eskişehir’in nüfusu 600 bin civarında. Sadece o coğrafya değil. Balkanlardan, Kafkaslardan da göç eden çok insanımız var. Balkan, Kafkasya, Avrasya bileşkesidir burası. Bu yönüyle kültürel düzeyde olsun, kültürel farklar olsun bir mozaik diyebiliriz. Ama ben bundan da yüksünmüyorum. Ben bunu engin çimenlerdeki rengarenk çiçeklere benzetiyorum. Bu bir zenginliktir diyorum. Bunu da zorluk kabul etmiyorum, zira bunu biz aştık burada. İşte Yıldırımlar Derneği… Tüm kültürleri belediye çatısı altında topladık. Bizim belediyede Yıldırımlar Derneği var. Tüm derneklerin bir temsilcisi ile oluşturduğumuz bir dernek… Zorluk şudur: Evet, Yıldırım çarpık büyümüştür. Bursa’nın erken sanayileşme döneminde gelen kişiler burada yerleşkeleri oluşturmuşlardır. Yeni ve plansız mahalleler oluşmuştur. Hiç benim zamanımda burada yeni bir mahalle oluşmadı. Ben geldiğimde 17 mahalle plansızdı. Şimdi biz plansız mahalle bırakmadık. Dolayısıyla Yıldırım’da belediye başkanlığı yapmak hakikaten zordur. Zoru başarmanın adresidir. Talip olan arkadaşlar, burada başkan seçilirse, ne kadar zor olduğunu görecektir.

* Gözlerini de korkutmayalım.

Sordun cevap veriyorum. Evet, hakikaten Yıldırım zor. Nilüfer’de bürokrat olarak belediye başkan yardımcılığı yaptım. Zaten o deneyimim olmasa belediye başkanlığına talip olmazdım. Beş sene buraya niye kaybettireyim? Şunu söylüyorum: Nilüfer’de belediye başkanlığı yapmak hidrolik direksiyonlu otomobili serçe parmağınla çevirmektir.

*Bozbey duymasın!

Bozbey duysun. O benim arkadaşım. Ben tır kullanıyorum. Direksiyona sarılarak. Niye sordun bu soruyu? Zorluğunu söylemek için

* Zorluğunu söylemek için sordum ama Nilüfer’i de harcadınız resmen!

Hayır, belediyeyi tanıyan bir insanım. Gerçekten Nilüfer’de başkanlık yapmak kolaydır. Keyiflidir, olabilir. Ben de çok keyif alıyorum burada. Bakın, bazen keyfi biberden alırsınız. Acı katarsın yemeğe ondan da keyif alırsın. Acı da bir keyif verir insana. Ben Yıldırım’da bir garibanın gözleri dolu doluyken, akmak üzere olan gözyaşlarının, verdiğim destek ile tebessüme döndüğünü gördüğümde o bana destek oluyor.

* O kadar çok yoksul insan var ki, hepsini tebessüme döndürebiliyor musunuz?

Döndürebiliyorum. Zira eskiden Yıldırım’da dilenciden geçilmezdi, cam silen çocuklardan geçilmezdi şimdi görün bakalım.

* Şimdi onlar gelip Nilüfer’de cam siliyor.

Geçtiler oraya. Dün rastladım Beş Evler kavşağında.

* Yine cam siliyorlar sonuçta.

Demek sadece orada gülümseme yok. Burada da samimiyet var. Ben arkadaşımı eleştirmiyorum. O da bizim arkadaşımız. O da bir mücadele verdi. Şunu söylüyorum; Yıldırım’da Sevgi Market ve Kimsesizler Konağıyla bile ciddi işler yaptık.

* Sevgi Market’in açılısında ilk alışverişi benimle yapmıştınız, bereketli olmuş.

Bereketli oldu. Hep dua etmiştim. Acaba bu raflardan giysi, gıda, beyaz eşya, mobilya eksilir mi diye. Bir bereket öylesine yoğuruyor ki orayı. Biz orkestra şefliği yapıyoruz. Raflardan hiç ürün eksik olmadı. Marketler, insanlar gönderiyor. Bir giysi demode oldu, giymiyorsun ama başkası için iyi oluyor o. Eşya hiç eksik olmadı. Bizim patentte ama tüm Türkiye’de yaygınlaştı. Dokuz seneden beri hiç aksamadan devam ediyor.

* Siz de biliyorsunuz ki, yardım mekanizmalarını işletmektense asıl olan istihdam sorununun çözümüdür. Yıldırım’ın en büyük handikaplarından biri de bu.

Biz onu da sağladık. İstihdam sahaları açtık. Engelli İş Okulu diye bir okul açtık. 12 milyon lira harcayarak yaptık. Arsa parası hariç. Başka engelliler okulu yapan var mı? Bakın, o okulda engelli insanlara bile iş sağladık. YILMEK adını vermiş olduğumuz kurslarımızda 35 branşta insanlar meslek edindi. Balık tutmasını bile öğretiyoruz. Onların tümü iş sahip oldu. Kadınlarımıza el emeği pazarları yaptık. Kadın dernekleri buralarda ürünlerini sergiliyorlar, pazarlıyorlar. Vergisiz biliyorsunuz. Yasada pozitif ayrımcılık tanınıyor onlara. Vergi ve kira almıyoruz. Bunu da sağladık. İş masası kurduk. Bu iş masasında İş-Kur’la iş birliği yaparak, bize gelenlerin tümünü oraya yönlendirme şekliyle bir güzellik sağladık. Dolayısıyla biz bir yandan balık sağlıyoruz ama bir yandan da balık tutmasını öğretiyoruz. Her akşam 1500 tane sefer tasında gariban evlerine yemek gidiyor. Çünkü Sevgi Market’e kadar gelemiyor. Çünkü yatalak, yaşlıdır. Ona sefer tasıyla gidiyor yemekler. Ben onları ne tanırım, ne de oyu için yapıyorum. Bu Allah rızası içindir. İnsancıllıktır. Ama gerçekten balık tutabilecek düzeydeki insanlara oltayı veriyoruz, oraya nasıl yem takılır, mantar suyun üstünde nasıl durur, onları öğretiyoruz.

* Sözünüz vardı. Deprem envanteri çıkaracaktınız?

Çıkardık. 12 bin binaya İMO İle birlikte çıkardık. Yıldırım’da yüzde 8 oranında hasarlı bina tespit edildi. Bunu ilgililere tebliğ ettik. Bursa’da ilk envanteri çıkaran biziz.

* Tamamını bitirmediniz bu arada.

Tamamı değil. Ama biz, Türkiye’nin en büyük kentsel dönüşümünü başlattık. Nereden başlattık? Riskli alanlardan başlattık. Sadece buradan mı? Hayır. Diğer alanlara da gideceğiz. İhtiyaç oldukça diğer alanlara gideceğiz. Japonya, kentsel dönüşümü 21 yılda bitirmiş. Biz yedi mahalleyi önümüzdeki yedi yıl içerisinde bitirmeyi hedefliyoruz

* Mustafa Dündar 2026 yılına kadar görevde kalmayı hedefliyor. Sizin kediniz için biçtiğiniz bir süre var mı?

Devlette devamlılık var. Hep benim yapmam gerekmez ki. Yıldırım’da birinci dönemde planlamayı bitirdik. Yeni dönemde çalıştay yaptık. Yıldırım’ın master planını çıkardık. “Master plan, master plan” diyor ya, biz 7 yıl önce yaptık. Bu planda Yıldırım’ın yol planı bellidir. Eğitimde, kentsel dönüşümde her şeyde. Bursa’da en çok kentsel dönüşüm yapan Yıldırım’dır. Saymaya gerek yok. Akçağlayan, Beyazıt, Yiğitler, şu anki başlattıklarımız… Türkiye’nin en büyük kentsel dönüşümünde, temel atma ile başladık. Şu anda hiç handikap yok, inşaatlar devam ediyor.

* İlk dönem planlama ile ikinci dönemi uygulamakla mı geçirdiniz?

Birinci dönem 165 projemiz bitti. İkinci dönem 200 küsur projemiz bitti. Şimdi kentsel dönüşlümle Yıldırım’ı taçlandırılacağız. 16 tane daha büyük projem var.

“KULİS YAPMAK BANA YAKIŞMAZ!”

*Adaylığınızla ilgili Başbakan’la görüşüyor musunuz?

Adaylık ile ilgili sayın Başbakan ile görüşmedim. Ama kentsel dönüşüm ile ilgili birkaç sefer görüştüm.

*Kulis yapıyor musunuz?

Yok, kulis yapmak bana yakışmaz! Benim eserlerim kanıtlarımdır. Yıldırım’da sayılamayacak kadar eserim var. Bu eserlerim bizzat tanıklarımdır. Halkım da bizzat tanıklarımdır. Siz de tanıklarsınız. O halde benim bu konuda kulis yapmama gerek yok. Mütevazı bir şekilde çalışmalarımı sürdürüyorum. Ama planlı, ama kararlı, ama azimli bir şekilde…

*Hayat bu ya, velev ki Başbakan aday göstermedi Özgen Kesgin’i ?

Dünyanın sonu değil ki. Hiç mesele değil. Ben, bu partinin neferiyim. Bu ülkenin hizmetçisiyim. Donanım, deneyim, vizyon, kariyer, kapasite, üreticilik ve benzeri bir takım özellikleri taşıyan insansak, biz bu deneyimlerimizi, birikimlerimizi bu millet için, borçlu olduğum bu millet için başka bir alanda da kullanırız. Konferanslarıma, kitaplarıma dönerim. Sadece gidip okey oynayacak biri değilim.

Bizim yapacak o kadar çok şeyimiz var ki, biliyorsunuz bölge müdürüyken aynı anda iki tane sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yaptım. Yazarlar Birliği ve Aydınlar Ocağı’nın başkanlığını yaptım. Biz sivil toplum kuruluşlarında da görev alıyorduk. Belki, bana bir başka görev verilebilir. Verilmese bile ben bu millete onurlu bir şekilde, iki dönem belediye başkanlığı, bölge müdürlüğü, milli eğitim müdürlüğü yaptım. 21 yaşında lise müdürü oldum.

* Hiç keşkeniz var mı?

Kentsel dönüşümde bir yıl kaybettik. Keşkem o. Bazı kişiler, önce bunu algılayamadı maalesef. Bunun içinde siyasiler, bürokrasi de var. Bunun içinde anlamsız bir şekilde tepki gösteren kurumlar da var. Belki biraz kıskançlıktandı, belki biraz çekememezliktendi! Hani paça çekiciler diye tabir etmiştim açıklarken ben bu projeyi. Biz, gerçekten hayatın her türlü çilesini çekmiş, her türlü ıstırabını yaşamış,  bu devletin kademelerinden geçmiş bir insanız. Dolayısıyla 40 sefer ölçmeden, bir sefer biçmemişizdir. Yani kentsel dönüşüme çıkarken ayakları yere basan proje olduğu halde, ki, nitekim kanıtladık. “Acaba” diyordu herkes. Ondan dolayı 1 yıl kaybettik. Şimdi belki de halkımın bir kısmı bu evlerde oturuyor olacaktı. Yani bundan dolayı keşkem budur. Keşke bir sene daha geç kalmasaydık. Ama şahsımdan kaynaklı değil. Bunun dışında, ne hayal ettiysek Yıldırım’da gerçekleştirdik. Gerçekleştirmeye de devam ediyoruz.

* Siyaset edebiyatı öldürmüyor mu?

Sanat, estetik, siyaset ile birlikte olduğunda güzel.

* Ben de hep baltaladığını düşünürüm.

Ben aynı zamanda teknik bir adamım. Biliyorsunuz kentsel dönüşüm mastırı yaptım. İkinci mastırım. Doktoram da var ama ikinci mastırım kentsel dönüşüm üzerine. Yani hem sanat yönü olan bir insanım, hem de teknik yönü olan bir insanım. Biz bu ülkede baş döndüren bir çağı yaşıyoruz. Yamalı pantolonu benim zamanımda giymeyen yoktu. Oysa ben bir memur çocuğuydum. Yani toplumda memurluk daha iyi düzeydeydi. Ben de yamalı pantolon giydim. Bir toplu iğne bile üretemeyen ülke şu anda tankını, uçağını, arabasını her şeyini üretiyor. Yani bunlar çok önemli. Bunlar önemli tespitlerdir. Yazar kimliğimle yapıyorum, belki araştırmacı yönümle yapıyorum. Bakınız, Türkiye bizim çocukluk yıllarımızda geri kalmış ülke olarak adlandırılırdı. Sonra gelişmekte olan ülke idi. Sonra az gelişmiş ülkeydi. Şimdi dünyanın 20 gelişmiş ülkesine, G20’ye davet ediliyor Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız…

* Oraya davet edilmemizden iftar ederiz ancak ekonomimizin geliştiği fikrine katılmıyorum.

Öyle mi? Daha iyi gözlemleyin lütfen. Türkiye ekonomisi Avrupa’nın, hatta Amerika’nın önünde şu an. Ben Avrupa Belediyeciler Birliği başkanlığını yaptım. 8 bin 500 belediye… İspanya’da geçen hafta bir anlaşma yapıldı. Devlet ile işçiler arasındaki sözleşme eksi 30 ile tamamlandı. Yani maaşlarından yüzde 30 düşmesine razı oluyor insanlar. Ama benim insanım, enflasyonun altında kalmayacak şekilde zam alıyor. Yani ekonomik gösterge sadece bu ise her kapıda 3-4 tane araba var.

*Bu meseleyi hakkını vererek konuşmaya kalkarsak günler sürer. Üstelik moralimiz de bozulur. Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu bir ülkenin ekonomisine nasıl iyi diyeceğiz?

Açlık sınırı, kişinin kanaatleri ile ilgili bir şeydir. İsim vermeyeyim ama Bursa’nın en zenginlerine sor. Onlar senden daha çok öf pöf yapar. Yani bu kanaat ile ilgili. Kanaatkar olalım. Şu anda Türkiye’nin durumu Avrupa’dan ve Amerika’dan iyi diyorum gerçekten. Sosyal ekonomistler diyor, ben söylemiyorum ki. Ölçütlere bakalım. Çok şükür diyelim, daha ileriye gitmek için çaba sarf edelim

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.