Havadis16.com - 15 Aralık 2017, Cuma

Sosyal fobi artıyor

1 Ağustos 2017
Sosyal fobi artıyor için yorumlar kapalı
Sosyal fobi artıyor

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dörtçelik Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Psikiyatri Uzmanı Dr. Sinay Önen, genellikle halk arasında çekingenlik olarak algılanan sosyal fobi ilgili açıklamalarda bulundu.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Sinay Önen, ‘Sosyal fobi, kişinin yargılanabileceğini düşündüğü ortamlarda özellikle mahcup ya da rezil olma konusunda yoğun bir kaygı ve korku yaşadığı ve bu tip ortamlara girmekten kaçındığı bir kaygı bozukluğudur. Sosyal fobisi olan kişiler, ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varılacağı gibi kaygılarından ötürü toplum önünde konuşmaktan aşırı kaygı duymakta, diğer insanların yanında yemekten, içmekten ya da yazı yazmaktan kaçınabildiğini’ söyledi.

Yaklaşık %2-13 arasında yaşam boyu görülme oranı ile sık görülen ruhsal rahatsızlıklardan biri olduğunu belirten Dr.Sinay Önen, ülkemizde üniversite öğrencilerinde yapılan bir araştırmaya göre görülme sıklığının %24 olarak tespit edildiğini ifade etti.

Dr. Sinay sözlerine şöyle devam etti:

Sosyal fobi, genellikle ergenlik döneminde başlamakla birlikte, 0-5 yaş arası erken başlayan vakalar da mevcuttur. Sıklıkla 13-20 yaşları arasında başlamasına rağmen yapılan araştırmalara göre başlangıçtan ortalama 12 yıl sonra hastalar tedaviye gelmekteler.  Kişiler kaygı duydukları ve kaçındıkları durumlar nedeniyle akademik kariyer, iş yaşamı, romantik bir ilişki kurma gibi konularda zorlanma yaşadıkları zaman genelde psikiyatri hekimine başvuruyorlar.

Sosyal fobide toplum içinde konuşma, yetkili biri ile konuşma, ilk kez girilen ortamlarda yemek yeme, bir toplantıda hazırlıksız konuşma yapma, çok iyi tanımadığı birilerinin gözlerinin içine bakma gibi durumlarla karşılaşmaya karşı yoğun bir kaygı ve korku yaşanır. Korkulan durumla karşılaşıldığında bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bunlar yüz kızarması, terleme, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes kesilmesi, nefes darlığı, mide barsak sisteminde rahatsızlık, kas gerginliği, titreme gibi… Bu sırada kişinin aklından geçen düşünceler “güçsüzüm, yetersizim, hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, kaygılı olduğumu belli etmemeliyim, rahat davranmalıyım, kusursuz görünmeliyim” şeklindedir. Bu düşünceler sonrasında oluşan kaçınma belirtileri ise korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme şeklinde olabilir.

Sosyal fobi çekingenlik değildir. Ancak çekingen kişilerde daha sık görülebilmektedir. Sosyal fobide çekingenlikten farklı olarak kaçınma davranışı olur. Örneğin bir partiye davet edildiğinde sosyal fobisi olan kişi ya partiye gitmez ya da gidip sessiz kalmayı tercih edebilir. Herkes ilk kez gidilen ortamlarda kaygı duyabilir; ancak ilk kez deneyimledikten sonra kaygı azalır. Ancak sosyal fobisi olan kişiler kaygılarının anlamsız ve aşırı olduğunu bilmesine rağmen kaygıları devam eder.

Sosyal fobide kalıtsal geçişin rolü çok güçlü olmasa da vardır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir. En önemli etmenlerden biri beyinde bir takım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olmasıdır. Çocuklukta yetiştirme tarzının önemli bir etken olduğu bilinmektedir. Aşırı koruyucu ve kollayıcı koruyucu ya da tam aksine aşırı reddedici ve katı anne-baba tutumları sosyal fobiye yatkınlık oluşturmaktadır.  Çocukluk döneminde yaşanılan olumsuz deneyimleri (aşağılanma gibi) olan kişilerde, ileri yaşlarda yaşanan benzer bir olumsuz yaşantı sonrasında Sosyal Fobi belirtileri gün yüzüne çıkmış ve örseleyici bir yaşantı ile koşullanarak yerleşmiş olabilir.

Sosyal fobide ilaç tedavisi ve psikoterapi uygulanır. Hastanın durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen ilaç tedavisi uygulansa da genelde her ikisinin beraber uygulanması ile başarı oranı daha yüksektir.

Sosyal fobide en sık uygulanan terapi şekli bilişsel ve davranışçı terapidir. Bilişsel terapi de kaygı duyguları ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır. Davranışsal terapi de ise yakınmaların üstüne gitme, belirtileri daha net algılayabilmesi için rol oynama, gevşeme eğitimi gibi her hastada farklı uygulanabilecek yöntemler uygulanır. Ancak terapi sürecindeki uygulamalar kişiye ve kaygı duyulan durumlara göre değişiklik göstermektedir.

Çekingen çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda da Dr.Sinay Önen şu uyarılarda bulundu:

Çocukta çekingenlik varsa çocuk mümkün olduğunca desteklenmeli, yeni ortamlara uyum sağlaması için fırsat verilmelidir. İstemediği bir ortama girerken aşın zorlayıcı olmamaya dikkat edilmelidir. Utangaç davranışlar sergilediğinde çocuğu eleştirme, suçlama ve alay etme gibi tutumlardan kaçınılması çok önemlidir.  Çocuğun utangaçlığının başkalarının yanında konuşulmamasına özen gösterilmelidir. Aşırı koruyucu ya da baskıcı tutumlardan kaçınılması, işleri onun yerine yapmak ya da onun adına konuşmak gibi davranışlardan uzak durulması gerekmektedir.  Çocuğu olumlu yönde motive etmek zamanla utangaçlığın azalmasını sağlayacaktır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.